16.03.2012

Ayakkabı Aşıklarına Yepyeni Bir Site

Merhaba ,

Yine bir süre yok oldum farkındayım,bahanem her zamanki gibi yoğunluk.Günlerim ev,iş,badem,spor,aile, beşgeni içinde geçip gidiyor.
Asıl benim size bir haberim var.
Aylardır üzerinde çalıştığımız www.ayakkabiaskina.com geçen hafta itibariyle açılmış bulunmaktadır efendim.
Daha kendisi bir bebektir.İlginize,sevginize,ziyaretinize ve alışverişinize ihtiyacı vardır :P
Şaka bir yana oldukça renkli,ferah, kolay alışveriş yapılabilir ve güvenli bir site yaratmaya çalıştık tüm ekip arkadaşlarımızla.Yapımda ve yayında emeği geçen herkese tek tek teşekkür ederiz.


AyakkabıAşkına.Com gerçek bir ayakkabı tutkusuyla ortaya çıktı. Güzel ayakkabılar herkesin hakkıydı ve herkes, ayakkabı numarası ne olursa olsun, şık tasarıma sahip bir ayakkabı giyebilmeliydi.
Amacımız 35, 41 ya da 42 numara giyen kadınların da, 49 numara giyen erkeklerin de kendilerini özel hissedecekleri, şık ve eşsiz ayakkabılara sahip olmasını sağlamak. Bu yüzden standart numaralar dışında bulunması zor olan tarzda, abiye modelleri sizler için büyük numaralarda da ürettiriyoruz.

Bayan ayakkabılarında 42 numaraya kadar,erkek casual grubunda ise 49 numaraya kadar beden seçeneği bulunmaktadır.

Gün içinde 17:00 ye kadar verdiğiniz siparişleriniz aynı gün,17:00 sonra verdiğiniz siparişleriniz ise bir sonraki gün kargoya veriliyor.Yani size en hızlı gönderiyi yapabilmek adına stoklu çalışıyoruz.Bu durumda tedarik süreci beklemenize gerek kalmıyor.Ve size bir sır daha vereyim;Kargo ücreti ödemiyorsunuz :)
Ayrıca sitemiz, ilklerden birine imza atarak ve  ürünlerin 360 derece görüntüsünü size sunarak alışveriş keyfinizi arttırmayı hedefliyor.

Ve daha bitmedi.Şu an bazı ürünlerde %25 indirim olmasının yanı sıra, tüm üyelerimize de ayrıca %10 luk bir indirim hediye ediyoruz.Bir de Bonus karta 12 ay taksitlendirme seçeneğini de belirtmek isterim.:)

Her geçen gün yeni modeller eklediğimiz sitemizi bir ziyaret edin derim.
Soru,öneri ve görüşlerinizi bekliyorum.
Sevgiler

5.03.2012

Buharlaşıp Uçtum

Herkese Selaaams,

Badem evimize geldiğinden beri bende kayıplara karıştım.Malum Balbadem'i almakla bitmedi iş.Yemeği,tuvalet eğitimi,temizliği,aşıları vs.. de bizim günlük koşuşturmacamıza eklenince haliyle buharlaşıp uçtum.

Ankara'da mahsur kalan eşime de cuma akşamı itibariyle kavuştum.Dolayısıyla pek bir derdimiz sıkıntımız kalmadı.Hafta sonu havalarında güzelliğinden istifade edip kendimizi dışarı attık.Kahve,yemek ve D&R alışverişi derken gün bitti zaten.Bu keyifli gezintimize daha aşıları tamamlanmadığı için Badem efendi katılamadı maalesef. Köpişlerde kanlı ishal salgını olduğu için aşıları tamamlanmadan sokağa çıkarıp gezdirmeyi önermiyor veterinerler.Dün de yine güzel havayı fırsat bilip ailelerimizi ziyarete gittik.Bu sefer Badem de arabada ve kucakta bize eşlik etti.Ee yazın acil durumlar için ailenin diğer fertleriyle de kaynaşması gerekiyor.

Bu arada haftanın sözü şu an şehir dışında bulunan ve duyumları alan babaannemizden geldi;''Ben sizden torun haberi beklerken,ala ala Badem haberi aldım''  :)
Biz de kendisine toruna hazırlık yaptığımızı ve çocuğun evde köpekle büyümesinin hem bağışıklık sistemi açısından hem de ruhsal gelişimi açısından pek bir sağlıklı olduğunu anlatınca içi rahatladı. :)
 Biz de son durum budur arkidişler.Hep Badem den bahsettim,ama maalesef şu andaki tek ve en önemli gündemimiz bu.Kendisinin tuvalet eğitimini de hallettik mi hayat bize keyifli ve güzel ...
Kalın sağlıcakla...

22.02.2012

Zorlu,Ama Bir O kadar da Keyifli...

Herşey bir anda oldu.Ne oldu,nasıl oldu anlamadım inanın.Evlenmeden önce Etkin'in de benim'de birer köpeğimiz vardı.Etkin çok önce kaybetmişti,ben ise geçen sene bu aylarda.Uzun süre aynı evi paylaştığımız sevimli ve sadık dostlarımızı kaybetme acısı yüzünden ikimiz de tövbe etmiştik bir daha kedi köpek beslememeye.Hatta geçen sene Fındığı kaybettiğimde zırıl zırıl salya sümük ağlarken sevgili kocacım biraz olsun beni teselli edebilmek için 4 tane balık almıştı.İlk bir iki gün güzel gelmişti.Ama sonra ...Balık işte nihayetinde.İsmini söylesen bakmaz,mıncır mıncır sevemezsin,seni anlamaz,oyun oynayamazsın.Böyle cicos cicos dolaşıyorlar fanusun içinde.
Etkinim'in iş seyahatlerindeyken ve  ev iyice bir sessizleşirken,bünye de yavaş yavaş evin içinde ordan oraya koşuşturan,oyuncu,sevimli bir dost istemeye başladı.Sonracığıma bir kaç gün önce sahipsiz hayvanlar isimli bir blog buldum.Blogda dolaşırken fotoğrafında çok bi boynu bükük,mutsuz duran bir İngiliz Cocker gözüme çarptı.
Hem de daha 1 yaşında.İstanbul da bir barınakta sahiplenilmeyi beklediği yazıyordu.Hemen verilen telefon numarasını aradım.Eğer her şey yolunda giderse Etkin İstanbul dönüşü gelirken getirebilirdi.Yani kafamdaki senaryo buydu.Ama ilgili telefonu aradığımda olumsuz yanıt aldım.Sebebi ise İzmir de yaşıyor olmam.Yani sahiplenmek istediğim o güzelliği sadece İstanbul'dan ya da Ankara'dan birisi  sahiplenebiliyormuş.Yalvardım,yakardım,ne dediysem olmadı.Tabi bu süre içinde de dernek görevlilerine içimden saydırdım.Sokak hayvanlarını sahiplenin diye sosyal medya da bas bas bağırırsınız.Biri sahiplenmek istediğinde ise engel çıkarırsınız.Nasıl bir mantığı var bu işin çözemedim.

Aynı gün bir tanıdığımızın yönlendirmesiyle 45 günlük bu güzellik çıktı karşıma.Çıkış o çıkış.Nasıl bir mutluluk ve nasıl bir heyecan yaşadığımı anlatamam.Zaten görüldüğü gibi de anlatamıyorum.

Kendisi dün itibariyle ailemizin yeni üyesi oldu.Eve ilk geldiğinde ufak bir tedirginlik yaşadı haliyle.Ama kısa sürede adapte olup ,şımarmaya,türlü türlü oyunlara,bulduğunu kemirmeye,oradan oraya koşuşturmaya başladı.
Yani dün gecemiz pek hareketliydi.Gece biraz mızıklanıp beni uyutmasada ,sabah bir iki saatliğine sarmaş dolaş güzel bir uyku çektik birlikte.Maalesef ofise getiremeyeceğim için evde bırakmak zorunda kaldım.Ama allahtan evle ofis arası 5 dakika.Dolayısıyla gün içinde sık sık gidip ilgilenebileceğim.
Kısacası zorlu,ama bir o kadar da keyifli günler başladı bizim için...

19.02.2012

Pazar,Portakallı Ördek ve Nutella

Etkin'imin İstanbul'a gidişinin 3.günü.İlk iki gün Eda'cımla geçtiği için pek bir şey anlamamıştım.Ama dün akşam itibariyle ''yalnızlık alır götürür,vay bana,yazık bana'' moduna girmiş bulundum.Cumartesi sabahı Sevinç Corners'ta yaptığımız keyifli kahvaltımız sırasında dışarıda oturduğumuzdan  birazcıcık üşüttüm sanırım,çünkü tüm gece boyunca kendimi bitkin hissettim.Hatta Disko Kralı'nın başladığı sıralarda koltukta sızıp kalacak kadar.Gözlerimi açtığımda saatin 3:30 olduğunu farkederek koltukta uyumak ve yatağa geçmek arasında bocalarken,mutfağa gidip bir kaç dilim Nutellalı ekmek yemeyi de ihmal etmedim.

Bu sabah ise sabah denemeyecek saatte gözlerimi açıp,kendime hemen bir fincan kahve hazırlayıp bilgisayarımı açtım.Şöyle bir gündeme baktıktan ve sıradan bir gün olduğunu gördükten sonra biraz da kendimi koltuğa atıp tv bakayım dedim.Arda'nın Mutfağı'nda güzel bir portakallı  kereviz  tarifi öğrendim.Şimdi değil ama kocacım geldiğinde kesin denenecekler listesinde.Portakallı kereviz deyince de bir garip oldu.Ne o öyle portakallı ördek der gibi.Iyyykk.Ördek gibi sevimli badi badi bir hayvancağızı, portakalla pişirilip servis edildiği görüntüsü geldi gözümün önüne birden.Ha tavukta benzer bir canlı ona yazık değil mi derseniz bence değil.Ördeğin sevimliliği,sempatikliği tavukta mevcut değil maalesef.Ne diyorum ben yahu? Ördek,tavuk,mavuk nerden çıktı şimdi.Neyseeee....
Sonrasında pazar pazar izleyecek doğru dürüst bir şey bulamadığımdan ve canım film izlemek istemediğinden bilgisayar başına geri dönüş yaptım.Tabii yanında her derde deva Nutellayla birlikte.Kısaca bugünüm kucağımda bilgisayarım,yanımda Nutellam, keyifle ve dinlenerek  geçti.

17.02.2012

Tık Tık Tık! Açar mısınız Kapıyı! Nedennn?

Dün sabah Etkin'imi  Tuyap Boat Show için İstanbul'a uğurlamamın ardından kapıldığım yalnızlık hissinden ve hafif bir hüzünden sonra ofisin yolunu tuttum.Geceleri Okan'ı izlemekten dolayı geç yatmalar ve erken kalkmalar sebebiyle oluşan ''göz kapaklarıma yenik düşme'' sendromunu kolayca atlatabilmek için yıllık bakım anlaşması imzaladığım kahve  ile yarım saatte bir buluşarak günü bitirdim.Artık siz tahmin edin kaç kahve içtiğimi!Aaa tabi bu arada artık kahve içerken ki tedirginliğim,geçen aylarda Muhallebi Kralı'na katılan uzman konuklardan birinin ''düzenli miktarda içilen kahve  selüliti azaltır ve engeller ''açıklamasından sonra son buldu.


Neyse Eda'cımla akşam planı yapıldı.İş çıkışı bana gelecek,güzel bir yemek yiyeceğiz,hatta şarabımıza ve tatlı muhabbetimize eşlik edecek sigaramızı salonda içmek bir günlüğüne free olacak.Biz bütün bu planları yaparken Twitter'dan Okan'ın dün akşamki konuklarının kadın blog yazarları olduğunu öğrenip,23:00 itibariyle programı da izlenmek üzere planımıza dahil ettik.
Akşam gecikmeli olarak çıktığım ofisten koşar adımlarla eve geçtim.(Bu arada bir de utanmadan  koşar adım diyorum,aslında ev ile işimin arası koşmayan adımla söylemesi ayıp 6-7 dakika sürüyor)

Bir saniye lütfen kahvem bitti,tazeleyip geliyorum.Eeee akşama yine Eda'cım gelecek ve ayrıca da çok eğlenerek izlediğim Medya Kralı var.Ayık olmak lazım...

İvit,eve gelir gelmez yemeğin yetişmeyeceğini anlayarak hemen sipariş verdim.Gelirken aldığım şarabı da hemen açıp havalandırdım.Bütün gün iş yerinde sandalye tepelerinde olduğumuz için,koltukta rahat rahat yeriz diye düşünerek sehpaya mini masayı hazırladım.Şarap ok,peynir tabağı ok,yemekler ok,tek eksik Eda diye düşünürken o da geldi.Oooof keyfimize diyecek yoktu yani.Zaman su gibi geçti, saatin 23:00 olduğunu farkettik ve hemen TV8 açılıp beklenmeye başlandı.Hesapta Muhabbet Kralı'na kendi muhabbetimizin yanında ara ara bakarız,bir yandan dinleriz bıdı bıdı diyorduk.Tam anlamıyla yalan oldu.Yalan oldu çünkü program başladığı andan itibaren her zamanki gibi ekrana kitlendik.Ben pür dikkat programı izlerken,Eda da bir yandan izleyip bir yandan  Twitter'dan takip etti.Yani işlerden ve uzak mesafelerde oturduğumuzdan dolayı kırk yılda bir görüşebildiğim arkadaşımla olan keyifli muhabbetimize karşın Okan'ın keyifli muhabbeti galip geldi.


Buradan kendisine seslenmek istiyorum.


Pek değerli Okanımız Bayülgenimiz,


Biliyorum yılbaşı dileklerimle ilgili yazımda ''haftada 7 gün program yapmanı'' dilemiştim.(Küfür etme lütfen)
Ama özel hayatımızı bitirdin.Akşamları dışarı çıkmak yerine seni izlemeyi tercih eder hale geldik.Arkadaşlarımla iki çift laf edemez oldum,çünkü senin keyifli muhabbetin bizim iki çift lafımıza galip geliyor.Özellikle cuma ve cumartesi akşamları eşimle saat 23:00 ten sonraki iletişimimizi kopardın.Çünkü çıt çıkarmadan  ekrana kitlenip seni izliyoruz.(Çıkan tek çıt kahkahalar)Ben bu aralar bütün gün ''açarmısınız kapıyı'',''Nedennnn?'',''Nedennnn?''diye sayıklayan bir manyak olarak dolaşıyorum ortalıkta...Bize de günah değil mi yahu!


Alışkanlık olup,hayatımızın tam orta yerine oturdun!Mutlu musun hııı? Gurur duy eserinle!!!


Teamaaaam!


Seviyoruz seni tamam mı! Vazgeçemiyoruz işte....


Not:Geçen akşam rüyacı teyzenin söylediği şey aklıma takıldı. Gerçekten bir süre motora binmesen mi acaba?Hayır yani bize daha çoook uzun yıllar lazımsın sen,o açıdan...

2.02.2012

Görmemişin Kar'ı Olmuş,Her Yerde Bas Bas Duyurmuş.

Görgüsüzün kar'ı olmuş face de,blog da,twitter da bas bas bağırmış durumları bu.
Siz İstanbul da ve Ankara da her yıl yaşıyorsunuz karlı günleri ama biz yerde ayak izimizin çıktığı karı malesef elli yılda bir görüyoruz.Dolayısıyla sabah pencereden dışarı baktığımız andaki şok etkisini size kelimelerle anlatmam mümkün değil.İstanbul,Ankara ve diğer bir çok ilimiz kardan şikayet ederken biz İzmir de sabahtan beri eblek bir sevinç yaşıyoruz.Öyle bir sevinç ki twitterda #izmirdekar tt olacak kadar :)
Öyle bir sevinç ki bakkalından,komşusuna kadar her yerdeki tek muhabbet bu.
Öyle bir sevinç ki insanlar birbirine gördün mü kar yağıyor diye telefon ediyor.
Hatta öyle bir sevinç ki insanlar sokaklarda fotoğraf çekilip duruyor.(İtiraf ediyorum bende ilerde çocuklarıma hatıra kalsın diye bi sürü fotoğraf çekildim.)

Ve son olarak öyle bir sevinç ki belki burdaki karımız havuç burunlu,kömür gözlü dev kardan adamlar yapmaya yetmiyor ama trafikteki araçların çoğunda portakal kabuğundan şapkası olan,tipsiz ama sevimli minyatür kardan adamlarımız var.
İzmir'in havasına,suyuna ve kızına güven olmaz derler.Ama bugün anladık ki karına da güven olmazmış.Bizi heyecanlandıran ve mutlu eden beyazlık azalmaya başladı,bir kaç saat sonra da yerini yağmura bırakacakmış.
Neyse bu kadarını da gördük ya ölsem de gam yemem. 

30.01.2012

Süzme Durumları

Neymiş kadınlar önce kendileri için giyinir, güzelleşir, sonra erkekler için Miş.Yok yaaa.Bu kocaman bir yalan. Kadınlar önce sokağa çıktığında tepeden tırnağa kendisini süzecek olan diğer kadınlar için giyinir ve güzelleşir. Ne yani siz hiç yapmadınız mı ya da sizin başınıza gelmedi mi süzme operasyonu?
Süzerim ve süzülürüm,hiç affetmem.

 Ama bu süzme olayı da ayrı bir ustalık ister. Çünkü karşı tarafı incelerken eğer tanımadığınız ya da sevmediğiniz biriyse ona bön bön baktığımızı belli edip, ‘’Allam iki saattir bana bak bak bitiremedi. Bayıldı da çaktırmıyor’’ ya da çok güzelim ben ,harika görünüyorum’’ hazzını yaşatmak istemeyiz.
 Hoş kadınların %80 i bu ustalık seviyesine çoktaaaan ulaşmıştır.
Yolda yürürken  önce kendi yaş grubumuza  göre süzülecek bayanları seçeriz. Mesela karşınızdan yaşlarına göre güzel ve şık giyinmiş 3 ayrı kadının geldiğini düşünün. 15,30 ve 60 yaşlarında. Bu kadınlar bir km ötede bile olsa saniyeden bile daha hızlı bir şekilde üçüne de göz atıldıktan sonra  hedefe kitleniriz. Hedef 30 yaşlarındaki kadın olur.(Eee gidip 60 yaşındaki teyzeyi süzecek halimiz yok. Haaa onu da yapmıyor değilim. Eğer yaşlı teyzemiz yaşına göre hoş ve bakımlı duruyorsa şöyle bir detaylara göz gezdirdikten sonra ‘’bu yaşa geldiğimde keşke bende böyle olsam’’diye iç geçiririm)
Neyse hedefe kitlendikten sonra ,eğer gözümüzde güneş gözlüğümüz varsa işimiz çok kolaylaşır.
Şahsen ben,karşıdan gelip yanımdan geçene kadar rahat rahat her ayrıntıyı siyah camlarımın arkasından rahatça inceleyebiliyorum. Saçının fönünden, makyajından, ayakkabısının markasına kadar. Sanki gözlüğümün camına dijital bir perde iniyor ve tespit edilen ayrıntılar filmlerde olduğu gibi siyah fona , neon yeşil renkteki karakterle alt alta yazılıyor.

Saç : Fönlü (ama dünden kalmış.)
Makyaj: Yok denecek kadar az.(Hayret buna rağmen güzel)
Kaban: Geçen senenin rengi mi bu?(yok yok bu sezonun parçası değil)
Elbise: Tüh görünmüyor.(Yahu şu kabanının birkaç düğmesini açaydın da elbiseni de göreydik)
Bot:  Modeli güzel. Ben bu botları Zara da mı görmüştüm acaba?(Dümbük ,o kısacık bacaklara bu model bot giyilir mi)
Çanta: Fena değilmiş. Bir kaç hafta önce Markafoni de indirimdeydi sanki bu çanta.(Bu kıyafete olmuş mu şimdi o yahu?)

Eğer  gözünüzde güneş gözlüğünüz yoksa işiniz biraz daha zor. Gözlerinizi dikip uzun uzun bakamazsınız. Ha bakan danalar var o ayrı. Burada işin püf noktası kesik kesik bakmaktır. Ve bunu yaparken de karşı tarafın size bakmadığı anlara denk getirmeniz gerekmektedir. Onun için gözlüklerimi çantamdan hiç ayırmam.Ve benim için iki kullanım amacı vardır.
1-Göz çevremi korumak
2-İnsanları rahat rahat süzmek (Ben ona kibarca gözlem diyorum :P )

Süzeniniz bol olsun.